Cuma sabahı…
Telefonu elinize alıyorsunuz. Daha kahve bitmeden ekrana düşüyor ilk mesaj:
“Hayırlı Cumalar ”
Sonra bir tane daha.
Bir ayet, bir hadis, bir cami fotoğrafı, bir güvercin, bir gül…
Dakikalar içinde sosyal medya adeta dijital bir vaaz kürsüsüne dönüşüyor.
Peki bu paylaşımlar neyin göstergesi?
Bir hatırlatma mı, bir alışkanlık mı, yoksa sadece “görünme” ihtiyacı mı?
Önce hakkını teslim edelim.
Cuma paylaşımlarının iyi tarafı az değil.
Bir ayetle gününe yön veren,
Bir dua ile durup nefes alan,
Yoğun hayatın içinde “bugün Cuma”yı hatırlayan insanlar var.
Belki de o paylaşım, birinin namaza geç kalmamasına vesile oluyor.
Belki bir hadis, bir kalbi yumuşatıyor.
Belki de sadece şunu söylüyor: “Unutma, bu gün diğerlerinden farklı.”
Bu yönüyle bakıldığında, niyet hayırsa sonuç da hayra kapı aralayabilir.
Ama madalyonun bir de öbür yüzü var.
Cuma mesajını paylaşıp; aynı gün hak yemeye, kırıcı olmaya, yalanı normalleştirmeye devam ediyorsak…
İşte orada bir durmak gerekiyor. Çünkü bazen paylaşım, ibadetin yerine geçiyor.
“Paylaştım, görev tamam” hissi oluşuyor. Cuma’nın ruhu ekranda kalıyor, hayata inmiyor.
Daha da kötüsü; paylaşım bir gösteriye dönüşebiliyor. Kim daha etkileyici ayet paylaştı,
kim daha çok beğeni aldı, kim daha “dindar” göründü yarışına giriliyor. Cuma; vitrin değil, vicdan günüdür oysa.
DİN PAYLAŞILIR MI, YAŞANIR MI?
Elbette paylaşılabilir.
Ama asıl mesele yaşanıp yaşanmadığıdır.
Cuma’yı sadece story’de değil, davranışta görmek ister insan.
Adalette, merhamette, kul hakkına hassasiyette…
Bir düşünelim: Cuma paylaşımı yapmayan ama kimseyi incitmeyen biri mi, her Cuma paylaşım yapıp her gün kalp kıran biri mi? Cevap aslında çok net.
SON SÖZ YERİNE
Sosyal medyada “Hayırlı Cumalar” demek güzel.
Ama esas güzellik, cuma ahlakını haftanın geri kalanına taşıyabilmekte.
Paylaşım yapalım; ama kendimizi kandırmadan.
Hatırlatalım; ama önce kendimize.
Göstermeden, sessizce, samimiyetle.
Çünkü Cuma,beğeni toplamak için değil, kalbi toparlamak içindir.





